Bankaların Güven Kurumu Niteliği ve Sorumluluk Açısından Etkileri

Bankalar, özel kanunlar uyarınca kurulan ve kendilerine alanlarında çeşitli imtiyazlar tanınan, topladıkları mevduatı sahteciliklere karşı özenle korumak zorunda olan kuruluşlar olup, sahip oldukları bu vasıfları sebebiyle bankacılık işlemlerinin güvenilen tarafı konumundadırlar. Bu durum, bankaların bir güven kurumu olarak nitelendirilmesini ve sorumluluğunun ağırlaştırılmasını gerektirir.[1]

Bankalar, devletin üzerindeki denetimin yoğun olması, BDDK’nın verdiği özel izinler ile faaliyetlerini sürdürmesi, gerek 5411 sayılı Bankacılık Kanunu gerekse de 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu uyarınca çeşitli yükümlülüklere uyma zorunluğunun bulunması bağlamında bir güven oluşturmaktadır. Yargıtay Hukuk Genel Kurulu bir kararında “…Somut olayda taraflardan birisinin banka olması nedeniyle belirtilmelidir ki; bankalar devletin yoğun denetimi ve müdahalesi altında bulunan ve kendileri için belirlenmiş özel ilkelere uymak şartıyla faaliyet gösteren kuruluşlardır. Bankacılık sektörüne özgü bu durum, bankalarla muhatap olan geniş halk kitlelerinin bankalara karşı özel bir güven duygusu beslemelerine yol açmaktadır…”[2]

Bankaların güven kurumu niteliğini haiz olması, ağırlaştırılmış özen yükümlülükleri ve bundan doğan sorumluluklarına ilişkin durum bazı başlıklar altında aşağıdaki şekilde incelenmiştir:

1) Bankacılık Kanunu m. 61 uyarınca Mevduat ve Katılım Fonlarının Kullandırılması

Bankalar, rehin, hapis, temlik ve takas hükümleri saklı olmak kaydıyla, mevduat ve katılım fonu sahiplerine ödemesi gereken tutarları ödemekten kaçınamaz. Zira, bankalar müşterilerine hesap açmakta ve bu hesaplarda müşterilerin para, kıymetli maden ve diğer malvarlıklarını müşteriler adına tutmakta ve saklamaktadır. Bu ilişki, bankalar ile hesap sahibi müşteriler arasında kurulan güven ilişkisinin bir sonucu olarak ortaya çıkmaktadır. Bankacılık Kanunu m. 61’de de bankaların müşterilerin hesaplarını kullanmasını sınırlandıramayacağı düzenlenmiştir.

Banka ile müşterisi arasında hesap açılması ve hesaptaki mevduat ve katılım fonlarının kullanılmasının temelini oluşturan ilişkin 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu anlamında ödünç ilişkisidir. Yargıtay’ın çeşitli kararlarında bu ilişkisinin ödünç ile usulsüz tevdi sözleşmesi nitelikleri taşıyan kendine özgü bir sözleşme olduğu belirtilmektedir.[3]

Bu kapsamda, bankanın ödünç ilişkisine aykırı davranması halinde sorumluluğu doğacak olup, bu sorumluluğun esasını ise taraflar arasındaki güven ilişkisi oluşturacaktır. Yargıtay bir kararında, “…Bankalar, özel yasa ile kurulan ve ekonomik alanda çeşitli imtiyazlar tanınan kuruluşlardır. Güven kuruluşları olan bankalar, aldıkları mevduatları özenle korumak zorundadırlar. Bankalar kendilerine yatırılan paraları mudilere istendiğinde veya belli bir vadede ayni veya misli olarak iade etmekle yükümlüdür…” [4]

2) Kiralık Kasa Kullandırılması

Kiralık kasa hizmeti, bankalar tarafından müşterilerine sunulan hizmetlerden biri olup, müşteriler bankanın çalışma saatleri içerisinde olmak kaydıyla diledikleri zaman bu hizmete erişebilmektedirler. Bankalar, bu hizmeti müşterilerine güven tesis etmek suretiyle ve bir güven ilişkisi içinde sunmaktadır. Kiralık kasa hizmetinin Bankacılık Kanunu m. 4/f kapsamında saklama hizmeti kapsamında olup olmadığı hususunda doktrinde farklı görüşler mevcuttur. Reisoğlu’na göre, kiralık kasa hizmeti saklama hizmeti kapsamında olmayıp, kira sözleşmesidir.[5] Taşdelen’e göre ise, kiralık kasa hizmeti saklama hizmeti kapsamındadır.[6] Nitelik olarak her ne kadar tartışmalı olsa dahi, kiralık kasa hizmetinin bankalara duyulan güven sonucunda sunulduğu açıktır.

Bankaların kira kasa hizmetinden doğan sorumluluğu kasanın güvenliğinin sağlanması[7] ve sözleşmede öngörülen zamanlarda kullanıma açık tutulmasıdır. Bankaların bu güvenliği sağlama yükümlülüğüne aykırı davranması halinde sorumlu olacağı kuşkusuzdur. Bu yönde birçok Yargıtay kararı mevcut olup, bu kararlardan birinde “… davalı bankanın kuruluş faaliyetleri özel izne tabi olan ve özel usullerle denetlenen, yeterliliği ve uzmanlığı kabul edilmiş olan tüzel kişi tacir olduğu, kendisine özen borcu yüklenmiş olup buna uygun hareket etmesi gerektiği, bankaların kiralık kasa faaliyetlerinde ve işlemlerinde kasanın içinde bulunduğu binanın korunması ve kasadaki eşyanın muhafazası ile ilgili bütün mesleki hatalarının ağır kusuru olarak kabul edilmesi gerekeceği, meydana gelen hırsızlık olayında davacıya atfedilebilecek herhangi bir kusur olmadığı yani kusurun tamamının davalı Banka’da olduğu, dolayısıyla davacının uğradığı maddi zararlarının tamamından da davalı Banka’nın sorumlu olduğu…” belirtilmektedir.[8]

3) 5941 sayılı Çek Kanunu uyarınca Çek Karnesi Verilmesi

Çek bir ödeme aracı olup, çek muhatabının banka olması zorunludur.[9] Bu bağlamda, çeklerin bankalar tarafından bastırılması ve yine ödeme için bankalara süresi içerisinde ibraz etmeleri gerekmektedir. Çeklere ilişkin temel düzenlemeler 6102 sayılı TTK ve 5941 sayılı Çek Kanununda yapılmıştır.

Çek Kanunu’nun 2/1 Maddesinde bankaların müşterilerine çek karnesi verirken bazı hususlarda bir araştırma yükümlüğü getirilmiştir. Zira, çek belirli bir ödeme yeterliliği gösteren ve ticari hayat içinde önemli bir ödeme aracıdır. Bu araştırma yükümlülüğü kapsamına; çek hesabı açtırmak isteyen kişinin yasaklı olup olmadığının incelenmesi ve ilgili kişinin ekonomik ve sosyal durumunun belirlenmesinde gerekli basiret ve özenin gösterilmesi girmektedir. Çek yasaklılık durumu Merkez Bankası Risk Merkezi kayıtlarından tespit edilebilmekte olup, ekonomik ve sosyal durum ise bankanın kendi takdirinde yapacağı incelemeler sonucu tespit edilecektir.

İlgili maddenin gerekçesinde, “ekonomik durumun müsait olması yanı sıra, kişinin çek hesabı açtırmasını gerektirecek bir sosyal konuma sahip olması gerekir. Bu suretle bir ödeme aracı olan çeke duyulan güven korunmuş olacaktır.” Denmektedir.[10] Bu bilgiler ışığında çekin ödeme açısından bir güven oluşturduğu görülmekte olup, çek karnesini veren bankalar da müşterilerine çek karnesi vermek suretiyle güven tesis etmektedir. Tüm bunları araştırma yükümlülüğüne rağmen bankaların, herhangi bir yasak bulunmasa dahi, hesap açarak çek karnesi vermek zorunluluğu bulunmamakta olup, bu hususta takdir yetkileri mevcuttur.[11]

TTK ve Çek Kanunu m. 2/1 uyarınca bankanın gerekli araştırmayı yapmaksızın müşterilerine çek karnesi vermesinin keşideci hakkında güvenilir kişi imajı yarattığı ve çekin karşılıksız çıkması halinde de hamilin uğradığı zararın bir bölümünden -somut olayın özelliklerine göre- bankanın sorumlu olması mümkündür.[12] Bu kapsamda, bankaların güven kurumu olarak, çek karnesi verirken gerekli araştırma yükümlülüklerini yetirmediği durumda, sorumlulukları doğabilecektir.

4) Bankacılık Kanunu m. 73 uyarınca Bankaların Sır Saklama Yükümlülüğü

Bankacılık Kanunu m. 73’te BDDK, bunların personelleri, banka mensuplarının; banka ve müşteri sırrını saklama yükümlüğü düzenlenmiştir. Banka ve müşteri sırrı kavramlarının tespiti önemlidir. Müşteri sırrı, banka ile müşterinin bankacılık işlemlerinden dolayı yaptığı işlemlerden doğmakta olup, sözleşme öncesi ve sonrası elde edilen tüm bilgiler -müşterinin nakit durumu, kredi borcu, kar ve zarar hesapları dahil olmak üzere- bu kapsamdadır.[13] Banka sırrı, bankanın mali gücünü ve itibarını ilgilendiren hususlardır.[14]

Bankacılık Kanunu uyarınca öngörülen bu yükümlülük, müşterilerin banka ile paylaşmış olduğu ve/veya banka ile kurulan ilişki sonucunda ortaya çıkan bilgilerin, müşterinin rızası olmaksızın üçüncü kişilerle paylaşılmasını yasaklamaya yöneliktir. Burada, banka ile müşteri arasındaki güven ilişkisi korunmak istenmektedir. Şöyle ki; kredi ilişkisi kurulmadan önce dahi, istihbarat işlemi için banka ile paylaşılan bilgi ve belgeler de bu kapsamda olup, bankaya duyulan güvenin vermiş olduğu bu ilişkinin korunması gerekmektedir.

Banka mensuplarının anılan madde hükmüne aykırı davranması durumunda, genel hükümler uyarınca tazminat hakkı saklı kalmak koşuluyla, Bankacılık Kanunu m. 159 ve TCK m. 239 uyarınca sorumluluk oluşacaktır. Bankacılık Kanunu m. 159’a göre, banka personelinin 73. Madde hükmüne aykırı davranması halinde, 1 yıldan 3 yıla kadar hapis ve 1000-2000 gün adli para cezasına hükmedilmesi söz konusudur. TCK m. 239 açısından ise, müşteri sırrını müşterinin onayı olmaksızın yetkisiz kişilerle paylaşan kişi için, 1-3 yıl hapis ve 5000 güne kadar adli para cezası öngörülmüştür.

5) Bankacılık Kanunu m. 50 uyarınca Kredi Kullandırma Sınırlaması

Bankalar güven kurumu olup, yaptıkları işlemlerin şeffaflık içermesi gerekmektedir. Bu çerçevede, banka hiyerarşisi içinde belirli unvanda bulunan kişilerin sahip oldukları görevleri kötüye kullanmasını engellenmesi ve kendi çıkarlarına işlem yapmalarının önüne geçilmesi gerekmektedir. Bankacılık Kanunu m. 50 uyarınca, bankada belirli görevlerde bulunan kişilerin nakdi veya gayrinakdi kredi kullanmasına yasak getirilmiş ve bunların istisnası belirtilmiştir.

Madde devamında sayılan istisnai haller hariç olmak üzere, Bankacılık Kanunu m. 50/1’de sayılan; YK üyesi, Genel müdür, Genel Müdür Yardımcısı, kredi açmaya yetkili kişiler, bunların eş ve velayeti altındaki çocuklar, bunların sermayesinin %25 veya fazlasına sahip oldukları ortaklıklar; bunlar dışındaki kalan ve bankadan ücret alan tüm personel, bunların eş ve velayeti altındaki çocukları bu kapsamdadır.[15]

Madde, kredi verilmesi hususunda söz sahibi olan kişiler ile bunlara belirli yakınlık derecesinde bulunan kişilerin bankada bulundukları görev ve yetkiyi aşmak suretiyle kendi çıkarlarına işlem yapmalarını engellemek istemektedir. Bu maddeye aykırı davranma durumunda belirli yaptırımlar öngörülmüştür. Bu maddeye aykırı kullandırılan kredilerin tespiti halinde, Bankacılık Kanunu m. 51’e göre, BDDK bu kredileri bankalardan özkaynak indirimi olarak değerlendirmeye veya ilave özkaynak teminini zorunlu tutmaya yetkili olacaktır. Ayrıca, BDDK, kredi yasağına uymayan banka hakkında 50.000-TL’den az olmamak üzere verilen kredinin %5’i tutarına kadar idari para cezası verebilecektir.

Bankacılık ve Finans Hukukundan kaynaklanan ve bankalarla yaşadığınız uyuşmazlıklar kapsamında dava süreçlerinizin yürütülmesi ve yine söz konusu işlemlerle ilgili hukuki danışmanlık talep etmeniz halinde iletişim kanallarımız üzerinden tarafımıza ulaşabilirsiniz.

Av. Mehmet Said SARIBAŞ
info@saribasakbaba.av.tr 

[1] Battal, Ahmet, Güven Kurumu Nitelendirmesi Işığında Bankaların Hukuki Sorumluluğu, Ankara, 2001, s. 106.

[2] YHGK, E.2013/11-2426, K.2015/1540, T.10.06.2015; aynı yönde bkz; YHGK, E.2017/2224, K.2018/1753, T.22.11.2018.

[3] Yargıtay 11. HD., E.2014/1997, K.2015/1622, T.10.02.2015; Yargıtay 11. HD., E.2015/15432, K.2016/6614, T.15.06.2016; Yargıtay 11. HD., E.2016/10178, K.2016/8218, T.18.10.2016.

[4] Yargıtay 11. HD., E.2014/1997, K.2015/1622, T.10.02.2015.

[5] Reisoğlu Seza, Bankacılık Kanunu Şerhi Cilt 1, Gözden Geçirilmiş 2. Baskı, Ankara, 2015, s. 302-303. (BANKACILIK KANUNU ŞERHİ C.1)

[6] Taşdelen, Selim Servet, Bankacılık Kanunu Şerhi Cilt 1, Gözden Geçirilmiş 2. Baskı, Ankara, 2015, s. 69.

[7] Reisoğlu, BANKACILIK KANUNU ŞERHİ C.1, s. 302-303, aynı yönde bkz; Taşdelen, s. 69.

[8] Yargıtay 11. HD. E.2015/10700, K.2016/5579, T.23.05.2016, aynı yönde bkz; Yargıtay 11. HD. 2015/11113, K.2016/5942, T.30.05.2016.

[9] Reisoğlu, Seza, Çek Hukuku, Ankara, 2011, s. 111. (ÇEK HUKUKU)

[10] Reisoğlu, ÇEK HUKUKU, s. 113.

[11] Reisoğlu, ÇEK HUKUKU, s. 111.

[12] Reisoğlu, ÇEK HUKUKU, s. 115.

[13] Reisoğlu, Seza, Bankacılık Kanunu Şerhi Cilt 2, Gözden Geçirilmiş 2. Baskı, Ankara, 2015, s. 1496. (BANKACILIK KANUNU ŞERHİ C.2)

[14] Reisoğlu, BANKACILIK KANUNU ŞERHİ C.2, s. 1498.

[15] Reisoğlu, BANKACILIK KANUNU ŞERHİ C.1, s. 985-986-987.